Sabık gammazın pişmanlığı – ponauz


2 Şubat 2012

“Erk” DP üyesi Do‘stnazar Xudoynazarov

Esselamu aleykum rahmetullahi berekatuh!

Yaradan perverdigâr kerem kılıp biz bendelerini yarattğı için ona hamd u senalar ediyoruz.  Bugün aynı havayı soluduğumuz kardeşlerimizin inancını kuvvetlendirmesini diliyoruz. Bu bağlamda müslüman olduğu halde bize karşı provokasyonlar düzenleyip zalim padişaha karşı mücadelemizi engellemeye çalışan vatandaşlarımızın kalbine de hidayet tohumlarını saçmasını diliyoruz.

Aziz kardeşlerim, hepinizin bildiği gibi günümüzde vatandaşlarımız farklı yol ve usullerle de olsa zalim padişahtan kurtulmanın çarelerini aramaktalar, bu bize ne şekilde nasip olur, bu da sadece Yaradan’a ayan. Biz ise türlü yollarla vatanı terk ederek farklı ülkelerde başımızı sokacak bir yer arıyoruz.

Öz yurdumuza sığamamışken özge yurtlara sığar mıyız acaba?

Benim vatanımdan ayrılışım dokuz yıl kadar oldu.  Vatanımız hakkında, doğup büyüdüğüm vatanım hakkında, zalim padişahın millete karşı yapıp ettikleri hakkında gece gündüz endişe verici haberler işitiyorum. Buna bir şekilde dayanmak mümkün fakat buraya geldikten sonra yapılanlar benim için anlaşılır gibi değil. Bir bakışta bizim yani hepimizin, milletimizin düşmanının kendi ellerimizle göklere çıkardığımız İslam Kerimov olduğu,  bunun onun her hareketinden belli olduğu görülebilir. Önceleri buna pek itibar etmeyenlere dahi bu bugün gözle görülebilir derecede malum oldu.

Buraya yani bu yabancı ülkelere gelerek bize karşı faaliyet yürütenlerin amaçları nedir? Onlar da bizim gibi gurbet değiller mi, niye bunun hakkında düşünmüyorlar?

Kanaatimce hepimizi bu ve benzeri sorular rahatsız ediyor, internetteki provokasyonlar yüreğimize bıçak gibi saplanıyor; Ya elhazar, diyoruz; Rabbim sen koru töhmet belasından, diyoruz.

Ben kısa süre önce vatandaşımız olan bir kardeşimizle görüştüm. O bana “Abi, lütfen adımı vermeden başımdan geçenler hakkında yazsanız, bu yurtlarda benim yurdumuzdayken yaptıklarımı tekrarlayanlara ibret olsa inşallah.” dedi. Ben “İyi, anlatın hikayenizi elimden geldiğince yazmaya çalışırım.” dedim.

Vatandaşımzı yere bakarak hikayesini anlatmaya başladı. Ben çarşı pazarda dolaşarak yankesicilik yapıyordum, bununla beraber camileri dolaşıp konuşulanlara kulak kabartırdım ve her on beş günde bir istihbarat elemanıyla görüşüp ona görüp duyduklarımı anlatırdım, o bazen benden anlattıklarımı yazılı olarak alırdı. Bunun karşılığında ise beni yankesicilikten yakalayan emniyet çalışanlarından korurdu. Ben işte bu şeklide birkaç yıl hayat geçirdim, çok insanın günahına girdim. Önceleri böbürlenerek dolaşırdım, kendimce ben Milli Güvenlik ajanıyım diyerek, sonraları ise kendimden iğrenmeye başladım. Bilgi vermem oldukça azalmaya başladı, benden sorumlu olan kişi kat’i surette bilgi talep etmeye başladı.  Benimse gördüklerimi ve bildiklerimi anlatasım gelmiyordu. Böyle günlerden birinde yeni atanan sorumlum bir caminin imamı hakkında bilgi vermemi istedi, ben yazıp verdim. O günün akşamında hiçbir hastalığı olmayan annem aniden vefat etti, cenazesini ise benim hakkında yalan ifade verdiğim cami imamı kıldırdı. Ben yüksek sesle hüngür hüngür ağlayıp inledim. Ama neden ağladığımı bilmiyordum, anneciğimin vefat etmiş olmasına mı, yoksa yapıp ettiklerime mi, bunu ben de anlamıyordum.

Çok geçmeden cami imamı görevden alındı. Ben sorumlu kişiyle görüşürken oldukça çöküntüdeydim, o bunu görüp biz bundan sonra sizi maaşa bağlamaya karar verdik, dedi. Ben herhangi bir tepki vermeden oturmaya devam ettim, o “Evet, olur.” dedi. Ben anladım  ki o, annemin vefatından haberdar. O gün biz soğuk bir şekilde ayrıldık, sonraki görüşmemizde o bana para verdi. Bende ise ona anlatabileceğim hiçbir şey yoktu. Fakat bir şeyler uydurdum. Eve döndüm. Baktım hiç kimse yok. Şaşırdım. Komşum bana acıyarak  bakıyordu fakat konuşmadı, yüreğim cız etti. Cep telefonum çaldı, telefonda eşimin feryat ederek ağlayan sesi işitiliyordu. Kanım çekildi. Koşarak ağlamaya başladım, arabayla hastaneye giderken kaza yaptım. Arabayı polislerin yanında bırakıp hastaneye gittim. Fakat geç kalmıştım. Biricik kızımdan ayrılmıştım.

İki yaşındaki kızım elektrikli ısıtıcıda kaynayan suyu çekip dökmüş, hem yanmış hem çarpılmış, bunu annesi uzaktan görünce şoka girmiş. Çocuğu kucağına aldığında çocuk yaşıyormuş. Fakat hastaneye ulaşamamış, eşim ise olayın etkisiyle ve biricik kızımızın ayrılığına dayanamayarak akıl hastanesine düştü.

Ruhsal çöküntü içinde olduğum günlerde yine bensen sorumlu kişiyle görüştüm. O benden hoşnut olmadığını gösteren bir ses tonu ve tavırla konuştu. Önceden verdiğim istihbaratla alay etti. Kağıt kalem çıkararak emredici bir sesle “Yaz, ben söyleyeceğim.” dedi. Ben çaresiz onun söylediklerini yazıp verdim. Bu yazdıklarım yakın arkadaşım hakkındaydı. Aradan bir hafta geçtikten sonra arkadaşımı da dini gruplarla ilişkide olmak suçuyla tutukladılar. O gün eşimin durumu ağırlaştığı için hastanede sabahladım. Sevgili eşim ertesi gün tan vakti kendine gelerek benimle konuştu.

Gözümün içine bakarak “Bu yalan dünya, siz Milli Güvenlik’e gammazlayıp insanları azaba saldınız, işte şimdi hepsi kendimize döndü fakat geç döndü. Önce anneciğim sonra kızımız, işte şimdi de ben sizi terk ediyorum. Siz Milli Güvenlik’in adamlarına çok insanı sattınız, bizler daha önce ölseydik belki bu kadar çok  insan cebir görmezdi, ben her şeyi biliyorum, başkaları da biliyor, her nasılsa hissediyorlar sizin kim olduğunuzu fakat size söylemiyorlar.” dedi.

Ben itiraz etmeden onun sözlerini dinledim, gözlerimi kaçırarak düşüncelere daldım. “Hem benden başka hiç kimse bilmiyordu ki !” diye düşündüm. O an eşim kolumu tutarak gözlerime baktı, ben her zaman bana sevgiyle bakan sevgili güzel eşimin gözünde nefret, acı ve öfkeyi görerek yine gözlerimi kaçırdım. Eşim “Devlet başkanına ve şu teşkilatta çalışanlara lanet olsun, ahirette iki elim yakanızda olacak katiller!” diye bana doğru atıldı. Bağrışlarımızı işiterek gelen hemşireler onun zayıf ve güçsüz kollarından beni ayırdılar. Ben o anda karşılık verememiş, ondan önce ölerek canlı cenazeye dönmüştüm.

Bir günde kapkara saçlarım sizin gördüğünüz gibi beyazladı. İkinci gün sevgili eşimin cenaze namazı kılındı. Cenaze namazını babası cezaevinde olan bir genç kıldırdı, ben yine acı içinde ağladım, çünkü bu gencin babası hakkında Milli Güvenlik’çe yazılan iftirayı ben imzalamıştım.

….Hikaye buraya geldiğinde ben, kırk yaşlarında görünen bu gence “Dur! yeter, yaşın kaç?” diyerek ona nefret ve iğrenmeyle baktım.

O zaman bu vatandaşımız “Abi, yakında yirmi altıyı doldurdum, alınmam, ne derseniz deyin ben buna layığım. Ben sizi şu Cuma’dan önce de çok görmüştüm, kısa süre önce internette görünce anladım. Siz “Erk” partisinin Avrupa’daki sorumlusuymuşsunuz, namaz kıldığınızı görüp çok düşündüm; sizin aracılığınızla vatandaşlara rica mı, duyuru mu, ona benzer bir şeyde bulunmak istiyordum.  Birkaç ay sizi bu camide her cumada izledim, işte bugün Allah nasip etti, size kendi kısmetimi anlatıyorum, dedi ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Bu güçlü kuvvetli gencin ağlamasına dayanamadım.

O cenazedeki gibi kâh “Anacığım!” diye âh etse, kâh “Güzelim!” diye eşini anarak ağlıyor, kâh “Minik kızım!” diye feryat ediyordu.

Herkes ağlasa da yiğit ağlamasın imiş gerçekten de, Allah bu dünyada cezasını vermesin imiş de, yine bilemedim öteki dünyadaki cezası ne olur imiş! Onun büyük bir acı ve pişmanlık içinde yüksek sesle omuzları sarsıla sarsıla ağlaması karşısında dağlar bile parça parça olsa şaşırmazdım, daha fazla dayanamadım, benim de gözlerimden yaşlar akmaya başladı, istemeden iğrenme ve nefret sevgiye dönüştü.

– Birader, bu Allah’ın imtihanı, herkes bir şekilde geçer bu sınavdan, sabırlı olalım, dedim. Boğazıma bir şeyler düğümlenerek nefes alışım ağırlaştı ve buna benzer bir şeyler mırıldandım.

Bizim sohbet ettiğimiz yer şehir dışındaki bir dinlenme yeriydi, bazı insanlar ağlamalarımız karşısında merakla bize bakmaya başladı. Bu yiğit bunun farkında bile değildi. Bizim yakınlarımızda oturan biri bir bardak su vererek bana Somali dilinde olsa gerek bir şeyler söyledi.

Ben ise biraz kendime geldim fakat teskin edici sözler bulamayarak “Allah’a tevbe edin. O her şeyi bilen ve görendir. O, cezayı verecek büyük zattır.” dedim. Bu sözlerime cevaben yiğit “Ben bu cezayı bu dünyada da aldım, öteki dünyada da gammaz olarak alacağım, abi!” diyerek ağlayışı daha da elemli bir şekil aldı.

Ben “kaş yapayım derken göz çıkardım galiba” diye düşündüm. Kendimce “Sabır kardeşim, sabır ve tevbeden başka imkanımız yok.” diye konuyu değiştirmeye çalışarak ricanız mı duyurunuz mu var demiştiniz, söyleyin yapayım, dedim.

O, “Bir dakika abi, bir dakika!” dedi. Fakat kendini tutamıyordu. Ben ona su verdim. Biraz sonra o kendine gelerek “Ben burada duydum, partinizin başkanı da namazındaymış, bu yüzden uygun görürseniz benim sözlerimi internette yayımlasanız çünkü benim gibi Milli Güvenlik’e bilip bilmeden yardım edenlerin bilmesi gerek ki Allah her şeyi gören ve bilen zat, er ya da geç bütün amellerinizin karşılığını veren Allah’tır. Ben şimdi anladım, gammaza nasıl ceza verildiğini, ben insan görünümlü bir mahluk imişim, işte şimdi anladım namaz kılanların kim olduğunu, ne yazık ki geç anladım. Benim cezamı o dünyada değil, bu dünyada verdiğinde anladım.

Ben yeniden doğsaydım, doğduğum andan itibaren namazı kılan ve dinimizin bütün farz ve sünnetlerini yerine getiren biri olurdum. Mübarek Cuma namazını hiçbir zaman sebepli ya da sebepsiz terk etmezdim.

Para, dünya malı, arzu ve heves diye kibirle yaşadım, şeytanın yolunda yürüdüm, bana yüz vermiyorlar diye kardeşlerimi gammazladım, sonuçta da bu dünyada yakınlarımdan ayrıldım. Öteki dünyada bilmiyorum Yaradan’ım bana nasıl bir ceza verir.

Ben eminim ki, Kerimov namaz kılanlardan, İslam üzre olanlardan nefret ediyor. Bu yüzden Milli Güvenlik’tekiler her zaman namaz kılanları takip ediyor. Benim gibi şeytanın yoldan çıkardığı insanlardan faydalanıyorlar. Bu iğrençlik, bu suç; millete, dine, İslam’a karşı işlenen bir suç. Benim gibiler dilinden asılsa yeridir.

Allah’a binlerce kez hamd u senalar olsun ki benim gözüm açıldı. Ben biliyorum, şeytanın izinden yürüyen binlerce vatandaşımız övünerek ben Milli Güvenlik ajanıyım diye benim de bir vakitler övünüp durduğum gibi övünüyor.

Onlar verdikleri üç kuruşla, “Bizim hilafet rejimi kurmak isteyenlerden ülkemizi korumamız gerek.” diye vaatlerde bulunarak suçluları gammazlık yapmaları karşılığında korumaları altına alıyorlar. Fakat onlar hiç kimseyi  ne öteki dünyada ne bu dünyada Allah’ın gazabından koruyamaz. Allah’ın gazabından koruyabilselerdi beni korurlardı.

Ben biliyorum ki inançsız, maneviyatı bozuk, ruhen zayıf, şeytanın yolunda olanları onlar arayıp buluyorlar.

Vatandaşlar, namaz kılalım, tevbe edelim, dinimiz İslam’a olan inancımızı müstahkem kılalım, farzları ve sünnetleri yerine getirelim. İlim alalım, İslami ilim alalım, vakit ganimettir kardeşlerim.

Ben eminim ki bir parça İslami ilme sahip olsaydım bu hataları işlemezdim ve şu an bu pişmanlıkları yaşamazdım.

Allah büyük, İslam dini hak, Allah Rahman ve Rahim

Esselamu aleykum ve rahmetullahi berekatuh.

Dost NAZAR.

Ponauz.com

http://ponauz.com/

Türkiye Türkçesine aktaran abdülkadir öğüt

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: