Muhammed Salih Bursa’da konuştu! – uzxalqharakati


Muhammed Salih

Birlik Vakfı Bursa Şubesinin Cuma Meclisinde, Özbek hareketinin sürgündeki lideri, mütevekkil ve mü’min Muhammed Salih konuktu.

Özbekistan, Müslümanların ilim ve tasavvuf merkezlerinden biri…

Şöyle geriye dönüp bir baktığımızda, Özbekistan’ın ve o coğrafyada yetişen alimlerinin sadece düşünce dünyamızı değil, bu düşüncelerin pratiğe aktarılmasında da önemli güzergahlardan biri olduğunu görüyoruz. İmam Tirmizi, İmam Buhari, İmam Maturidi, Şah-ı Nakşibend; Özbekistan kökenli burçlarımızdan bazıları. O coğrafya, zihin ve inanç dünyamız için işte bu kadar önemli bir coğrafya.

Birlik Vakfı Bursa Şubesinin Cuma Meclisinde, Özbek hareketinin sürgündeki lideri, mütevekkil ve mü’min Muhammed Salih konuktu. Muhammed Salih, aslen bir şair ama özgürlük mücadelesi onu tıpkı rahmetli Aliya İzzetbegoviç gibi bilge bir siyasetçiye dönüştürmüş.

Muhammed Salih, alnında çile çeken bir coğrafyanın derin çizgileri ve vakur duruşuyla Özbekistan’ı, Türkistan’ı ve Batı yanılsamasını anlattı dinleyenlere. Vefalı eşi de, her zaman olduğu gibi yine Muhammed Salih’in yanındaydı. İkisi birlikte, bir özgürlük mücadelesinin nasıl verilmesi gerektiğini anlatıyordu bizlere o vakur duruşlarıyla. İşte Muhammed Salih’in anlattıkları:

Mücadelem…

Aslen edebiyatçıyım ben, şairim… 1970-1990 yılları arasında özgürlük için kalemimle mücadele ettim. 1990’dan sonraki mücadelemi ise siyasetçi kimliğimle yapıyorum. Edebiyatçı kimliğimi, özgürlük mücadelesine feda ettim.

19 yıl oldu sürgündeyim. Kardeşlerimi ve bazı yakınlarımı, sadece benim kardeşim-yakınım oldukları için hapse attılar.

Gıyabımda idam cezası verildi, hakkımda bir sürü hapis kararı var.

Özbekistan: Türkistan’ın yüreği!..

Türkiye’de Kafkaslara karşı çok ciddi bir duyarlılık olmasına rağmen, aynı duyarlılık Özbekistan’a karşı yok. Oysa Özbekistan, Türkistan’ın yüreğidir.

Özbekistan, 1990 yılında bağımsızlığını ilan etti. Ali Meclis adını taşıyan Meclisimizde, bağımsızlık deklarasyonunu ben sundum. O zamanki Meclisimizde tüm milletvekilleri komünist idi. Komünist olmayan tek vekil bendim.

Deklarasyonun sunulmasından sonra, şimdiki devlet başkanı olan Kerimov, Rusların korkusundan kaçtı.

O zamanki parlamentoda, bağımsızlık yanlısı olan 13 kişiydik ama sonra tüm Meclis bizi destekledi.

Kerimov’la ilişkiler, cumhurbaşkanı adaylığı…

1991 yılında Kerimov’a karşı cumhurbaşkanı adayı oldum. O zamanlar, Kerimov’u demokratik yollarla yeneriz diye düşünüyordum çünkü kamuoyu benim arkamdaydı. Halk, Kerimov’u tanıyor, onun yolsuzluklara ne kadar bulaştığını biliyordu. Seçim sonuçları devletin yayın organlarında ilan edildiğinde, benim % 33 oy aldığım söylendi ama dört saat içinde haber merkezi müdürü görevden alındı ve sonra da benim oyumun yanlış ilan edildiği söylenip % 12 olduğu açıklandı.

Albay ne anlattı?

Seçimlerden 1.5 yıl sonra, sürgünümün arifesinde, bir albay bana seçimlerdeki gerçek oyumun % 52 olduğunu ve bu oy oranına ulaştığım için de Kerimov’un beni sağ bırakmayacağını söyledi. Bu duyumdan sonra ülkeyi terk ettim. Böylelikle 93 Mayısı itibarıyla sürgün hayatım başladı.

Sürgünde ilk olarak rahmetli Elçibey ile buluştuk. Rahmetli Özal ile görüşmek için randevu aldık ama görüşmeye rahmetli Özal’ın ömrü yetmedi.

Özal’ın ölümü için suikast diyorlar. Eğer suikastsa, bu suikastta rahmetli Özal’ın Türk dünyası ile ilgili düşüncelerinin de rol aldığını düşünüyorum.

Demokratik Forum ve Kerimov’un stratejisi

1990 yılında yapılan seçimlerde, halkın bizim yanımızda olduğu anlaşılınca, Kerimov bundan ürktü. Bu arada biz de tüm muhalefeti “Demokratik Forum” platformu adı altında bir araya topladık. Bu oluşumdan iyice ürken Kerimov, beni yanına çağırdı ve bana başkan yardımcılığı dahil, çeşitli makamlar teklif etti. Ben tüm makamları reddettim, muhalafet yapma isteğimi ifade ettim. Ama Kerimov bunu kabul etmedi ve bana bir hafta süre verdi. Bir hafta sonra da gazetelerimiz kapanmaya, bizi destekleyenler de yıldırılmaya başlandı.

1993 yılı Nisan ayında da beni tutuklayıp hapse attılar. Ama kamuoyu baskısı o kadar fazla oldu ki beni uzun süre hapiste tutamadılar. Önce ev hapsine aldılar. Ev hapsindeyken de dostlarım beni yalnız bırakmadı, ev hapsinden aldılar beni.

Sonra da rahmetli Elçibey’in yanına geçtik zaten.

Arap Baharı neyi meşru kıldı?

Arap Baharı, bizim için yeni bir ufuktur. Arap Baharı, diktatörlüklerle mücadelenin başarılı olabileceğini göstermesi açısından bir eşiktir. Bugüne kadar biz Kerimov diktatörlüğüne karşı hep demokratik mücadeleyi benimsedik. Oysa Arap Baharı, silahlı mücadelenin de meşru olabileceğini ilan etmiştir. Bizim Kerimov’a karşı mücadelemiz hep “fundamantalizm” olarak nitelenip değersizleştirilmeye çalışılmıştır. Ama artık Kerimov diktatörlüğü ve Batı dünyası bizi bu şekilde töhmet altında bırakamayacaktır.

Arap Baharı’nın etkisiyle harekete geçen dinamikler dolayısıyla önümüzdeki birkaç yıl içinde Türki cumhuriyetlerde önemli değişiklikler olmasını bekliyoruz.

Batı ama hangi Batı?

Şunu kabul etmeliyiz ki biz, Gorbaçov’un perestroykası döneminde Batı’dan çok şey umduk, bekledik. Ama gördük ki dünya, sırf Müslümanız diye bize kayıtsız kaldı. O dönem Gorbaçov tarafından üzerimize yapıştırılan fundamantalist yaftası, başka ülkeler tarafından da kullanılır oldu ama en çok kullanan da Kerimov’dur.

Sovyet zulmü altındayken demokratik görünen Batı’ya karşı çok sempatimiz vardı. Ama şunu yakıcı bir şekilde anladık ki, Müslümanlar söz konusu olduğunda Batı iki yüzlü davranıyor.

“Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar”

İşin gerçeği bu: Gerçekten de Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar bir Türk dünyası var. Bu dünyada, sadece Türkçe bilerek dolaşıp gezmeniz mümkün.

Ama Türkiye’de, Sayın Demirel başta olmak üzere bazı siyasetçiler bu ifadenin içini boşalttılar. Yoksa o dünyada “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar bir olmak” diye ifadelendirilebilecek bir beraberliğin halklar katında düşünsel altyapısı hâlâ var.

Gerçi “tek devlet, tek bayrak” olarak bir araya gelmek mümkün ve gerekli mi, o başka konu. Bu birliktelik, değişik Türk devletlerinin oluşturacağı bir birlik de olabilir. Ama böyle bir birlikteliğin olması için zihinlerde altyapı hazır. İşin doğrusu, biz gelecekten umutluyuz.

Asimilasyon politikası başarılı oldu mu?

Sovyetlerin asimilasyon politikası Kırgızistan ve Kazakistan’da etkili oldu. Fakat Özbekistan için o kadar büyük bir etkiden söz edilemez. Ama şu son zamanlarda Kırgızistan ve Kazakistan’da da uyanış başladı.

Günümüz Türki cumhuriyetlerine baktığımız zaman bunların arasında ciddi bir yakınlık olmadığını görürüz. Bunun sebebi, “Kırgızcılık, Kazakçılık vb.” şeklinde adlandırabileceğimiz akımdır.

Türkiye’yle ilişkiler

Bugünkü hükümet bana karşı sempatiyle bakıyor, beni manevi olarak destekliyor.

Bazen Türk hükümetleri beni sınır dışı etmiş olsa da, küskün değilim.

Sözgelimi, Mesut Yılmaz zamanında Türkiye’ye girişim yasaktı. Türk hükümeti, beni sınırdışı ederek Kerimov ile ilişkilerinin iyi olacağını düşünmüştü ama beni sınır dışı etmeleri, ilişkilerin iyileşmesini sağlamadı. Çünkü sorun, bizzat Kerimov’un kendisi.

Beni karşılayanlar…

Dünyanın neresine gittiysem beni Özbek Türk’ü değil, Türkiye Türk’ü karşıladı. Şurası kesin ki Türk dünyasının merkezinde Türkiye var, Anadolu Türk’ü var.

Ben Avrupa’dayken sıla hasreti çektiğimde, Taşkent’e gidemesem bile İstanbul’a giderim diye kendimi teselli ederdim.

Tüm bu olanların sebebi ne?

Ben bütün gelişmeleri maneviyata bağlıyorum. Biz manevi olarak zayıf oldukça başımızda Kerimov gibiler olacak. Biz Kerimov’a müstehakız ki 22 yıldır Kerimov tarafından yönetiliyoruz. Bu bizim zayıflığımızdır. Bilinmeli ki önce maneviyatımızı düzeltmeliyiz. Maneviyat düzelince her şey düzelir.

Şimdi şunu görüyorum: Batı’yı tanıdıkça kendi kültürümün değeri artıyor gözümde. Şu son yıllarda hep maneviyatla ilgili eserler okuyorum. Okudukça ve Batı’yı tanıdıkça görüyorum ki Batı, aslında bizim gölgemiz.

Demokrasiye karşı hukuk devleti…

Batının bize dayattığı demokrasi, bizim demokrasiden beklediklerimizle uyuşmuyor. Günümüzde demokrasinin kendisi ve demokrasi kavramı çok yıprandı. Biz yönetime gelirsek eğer, kuracağımız sistemin adı “Hukuk Devleti” olacak.

Beklentilerimiz…

İşin aslı şu ki, bizim bir şeyler umacağımız Müslüman devletler de perişan haldeler. Beklentimizin en yüksek olduğu ülke ise Türkiye. Çünkü Türkiye gerçekten medeni, samimi ve bizim davamızı da anlayıp sempati duyuyor.

Ahmet Serin, hüzünlenerek yazdı

 

http://www.uzxalqharakati.com/tr/arsivler/95

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: