Zulme karşı mücadeleye yönelik görüşler hakkında bazı mülahazalar


31 Mayıs 2011

Muhammed Salih  Abutov

Zulme karşı çıkmak mümkün mü yoksa değil mi sorusu aslında saçma bir sorudur. Bu meselede insan var ki elbette karşı olması tabiidir. Problem sadece “Sonu nasıl olacak, daha kötü olmaz mı ki?” şeklindeki düşünce ve endişelerin varlığındadır.

Bazı insanlar ÖHH’ye katılmayacaklarını açıkça ortaya koydular. Onlara göre zalime karşı çıkmak çok kan dökülmesine neden olurmuş.

Kan dökülmemesi elbette iyi. Biz kan dökme taraftarı değiliz.

Fakat Kerimov’un 20 yıl boyunca döktüğü kanların tam hesabını Allah’ta başka kimse bilmiyor.

Ömrü hazan olarak zindanlarda yatanların sayısını da. Onlar isyan ettikleri için cezalandırılmış değiller. Ben uzun yıllar hapiste kaldım. Anayasal düzene tecavüz etmişim. Ben ise o vakitler Anayasa’nın ne olduğunu bilmiyordum. Genel olarak devlete karşı herhangi bir harekette bulunmuş değildim. Fakat bununla beraber cezalandırıldım. Aynı şekilde bana benzeyen on binlerce sıradan dindar hâlâ hapishanelerde yatmakta.

Dini cemaatlar içinde Hizbü’t-tahrir’in dışında bir cemaat halifelik kurmayı amaç edinmiş değildi.

Diğerleri yaygın sünnetleri yerine getirdikleri için, sakal bıraktıkları ve başörtüsü taktıkları için hapsedildiler.

ben halifelik kurma amacını Hizbü’t-tahrir’den duydum. Fakat diğer bazı cemaatlar da bu konuda belli belirsiz bazı şeyler de söylüyordu.

Kerimov rejimi genellikle dini olmayan ama ona karşı olan fikir sahiplerini, hukuk savunucularını hapsettiğini de biliyoruz.

Erk Partisi lideri M. Salih memleketini terk etmesinin o günlerde üzerinden on yıl kadar geçmiş olmasına rağmen 16 Şubat 1999’daki patlamalarla ilgili olarak suçlanmış gıyabında 15 buçuk yıllık hapis cezasına çıkarılmıştı. Bu rejimin tabiatı işte bu denli acımasız ve şiddetliydir. O dindar ya da değil istediği insanı köktencilik ve terörizmle suçlayabilir.

Bu ve benzeri baskılar halkın tamamını kapsamıyor olabilir. Ama çoğu sıradan vatandaş, çiftçi, öğretmen, iş adamı ve benzerinin işsizlik, devletin adaletsiz ve  yolsuzluğa batmış siyaseti sebebiyle yoksulluk içinde gün geçirdikleri şüphesizdir.

Bu anlamda onlar da rejimden cebr gördüler elbette.

Halkın yüzde 90’ı bu rejimden şikayetçidir.

Bu rejim kendini değiştiremedi. Reformlar gerçekleştiremedi. Ve gerçekleştirebileceği ümidi de kalmadı. Herkes yani halkın çoğu şikayetçi. Fakat onun ne şekilde değiştirileceğini hiç kimse düşünmüyor. Herkes bekliyor. Herhangi bir mucizenin ortaya çıkmasını bekliyor sanki?! Türkmenistan örneğinde gördük ki diktatörün ölümü halka özgürlük getirmiyormuş.

Halk birilerinin gelip rejimi değiştirmesini bekliyor gibi?!

Ama acı gerçek şu ki hiç kimse gelip de bize hiçbir şey vermeyecek!!!

Demek ki  mücadele etmek gerek. Halkın özgürlük isteyen bütün katmanlarının birleşerek mücadele etmesi gerek!!

Doğru, bazı dindar biraderler “Biz sadece Allah’ın dinini yüceltmek için mücadele ederiz. Demokrasi için mücadele etmek küfürdür.” diyor. Ve böyle diyerek zalime karşı mevcut mücadele cephesine katılmıyorlar. Fakat bununla onlar arzu ettikleri şeyi zerrece de olsa hızlandıramazlar.

Bizce bugün yapabileceğimiz şey işte budur. Yani az olsa da özgürlüğü, yurdumuzda dinimizin emrettiği şekilde serbestçe ibadet edebilme imkanını elde etmektir. (Bu da kolayca olabilecek iş değil.)

Belki bu  bağımsızlık, özgürlük nimeti bizim asıl insani hakkımızdır.

Bizim bu hakkı zalimden söküp almaya hakkımız var. Bu nimetler ise mücadelede can feda etmeye değer.

Evine giren hırsızla mücadele ederek öldüren kişi şehittir, şeklinde hadis var.

Bu hadisi herkes bilir. Bizim dünya malından oldukça kıymetli olan değerlerimiz için mücadele etmemiz şehitliğe değmiyor mu?!

Eğer bu mücadelede Allah zaferi bahşetse ve hapishanelerdeki bütün müslümanlar özgürlüklerine kavuşsa vallahi bu yolda verilen kurbanlar nedensiz sayılmaz.

Zirâ biz hiçbir şey yapmasak da hapishanelerde çok kurbanlar verdik.

Bu mücadeleye yönelik olarak “halkın çok kurban vermesine yol açar” şeklindeki endişe sebebiyle mücadeleye katılmayan kimseler 20 yıldır kurban veren halkın kurban vermeye devam etmesini istiyor gibiler?!

Bu yolun yani zulme karşı mücadelenin doğru olduğuna dair şek-şüphemiz yok. Ebu Hanife(ra)’in Emevilere karşı halk ayaklanmasına fetva verdikleri ma’lumunuzdur. O dönemde sadece silahlı ayaklanmalar vardı.

Biz şu an 21.asırda yaşıyoruz. Günümüz halkını kurşunlatıp öldürerek koltuğunda oturmaya devam etmenin oldukça müşkül olduğu bir devirdir. Doğru, Kerimov Andican kırgını için hesaba çekilmedi. Fakat yine de halkın üzerine ateş açma ihtimali oldukça azaldı.

Biz sivil itaatsizlik hareketini teklif ediyoruz. Kurbanlar verilmesi ihtimalini mümkün olduğunca azaltmanın taraftarıyız.

Fakat bu mücadele genel olarak kurbansız olacak demek değil elbette. En önemlisi bu mücadele şeklinin doğru olmasıdır.  Doğru yola nispeten münasebet genelde iki şekilde olur.

1.    Bu yola girmek ve sabit durmak;

2.    Bu yola karşı cephede yer almaktır.

Fakat ÖHH’ye nispeten orta yolu seçenler de oldu. Onlar harekete katılmıyorlar ve aynı şekilde karşı da çıkmıyorlar. Sadece gözlemleyip duruyorlarmış.

İlginç olan şu ki eğer bu hareket zafere ulaşsa katılmadıkları için üzülmeleri mümkünmüş. Ya mağlubiyete uğrarsa?! O zaman da katılmadıklarına sevinmeleri mümkün mü?!

Aynı şekilde seyirci kalmayı nasıl anlayacağız?! Biz haksızsak, fikrimizden döndürsenize!

Emri bi’l-ma’ruf ve nehyi ani’l-münker yapınız!

Bugün bundan daha uygun iş ve yol olduğunu ve onu yapmanın mümkün olduğunu aklî delillerle ispat edin! Eğer yapacak başka bir şey yoksa biz şu anda hikmete uygun Hak yoldaysak bize katılarak mücadele edin!

Neyi gözlemliyorsunuz?!

Galip gelirsek katılmayı mı bekliyorsunuz? Mağlup olursak katılmadığınız için şükür mü edeceksiniz?!

Bu münasebet şeklinin kimlere ve hangi taifeye has olduğunu sizler iyi biliyorsunuz!

Bu şekilde pozisyon alış bizim için anlaşılmazdır.

Bu mücadele şeklini hak diye biliyoruz. Ümidimiz sadece Allah’tandır! Eğer bu yolda biz galip gelirsek Allah’a hamd ederiz. Zalimler cezalandırılır. Müslümanlar özgür kalır.

Ve eğer mağlup olursak, çünkü neticenin bu şekilde gerçekleşebileceğini de gözden uzak tutmamak gerekir, biz mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Bizim vereceğimiz kurbanlar inşallah zulme karşı mücadele ederken ölen şehitler olacak!

Şeyh Kardavî Mısır’daki zalime karşı çıkarak kurban olanları şehitler olarak adlandırdı. Çünkü zulme karşı çıkmak İslam’ın talebidir. İslam’ın talebini yerine getirirken ulaşan ölüm şehadettir. Bizim zulme razı olmadığımızı açıkça ortaya koymamız da büyük bir söz. Zirâ ölüm en güvenli yerlerde bulunanlara da ulaşır!

Bu sıradan gerçeği inkâr edenlere Allah hakemdir!

Türkiye Türkçesine aktaran abdülkadir öğüt

sahwii

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: