Otomatik pilota bağlanan devlet – ERK


Muhammed Salih

Özbekistan lideri Kerimov ben ülkede istikrarı sağladım, diyerek 20 yıl boyunca bıkıp usanmadan övündü durdu. Halbuki onun sağladığı istikrar kabristan istikrarıdır. Kerimov ben ülkede düzeni sağladım diye böbürleniyor. Halbuki onun sağladığı düzen en dehşetli savaştan beterdir. Aksi takdirde milyonlarca insan -sadece siyasi sebeplerle değil ekonomik sıkıntılarına çare aramak amacıyla da- ülkeden kaçıp gitmezdi.

Kerimov’un zindanlarında 20 bine yakın siyasi tutuklu var, onların çoğunu dindar kişiler ve muhalifler oluşturuyor. 20 bin siyasi mahkum kesinlikle ülke halkının aktif kısmının yansımasıdır.

Zaten, Özbekistan Sovyetler Birliğinin yıkılışının arefesinde -Baltık boyu cumhuriyetlerinden sonra- siyasi yönden en aktif cumhuriyetti. Özbekistan SSC Bağımsızlık Bildirgesini kabul eden ilk ülkelerden biri oldu. (20 Haziran 1990) Ve bu bildirgeyi Moskova’nın Özbekistan Komünist Partisi Merkez Komitesinin ve onun başında duran İslam Kerimov’un şiddetli itirazlarına rağmen kabul etti.

Meydanları dolduran yüz binlerce kişi kesin olarak siyasi taleplerle oradaydı.  Bugün biz toplumumuzda bu karşı çıkış potansiyelinin şaşkınlık verici bir şekilde dönüşümünü gözlemliyoruz.

Bu potensiyel, yıllar geçmesine rağmen azalmadı, aksine katlanarak büyüdü. Bu yüzden Özbek diktatörü  her 5-6 yılda bir uyguladığı totan zorbalıklarla farklı toplumsal katmanlarda yer alan  “rejimi tehdit eden” en aktif şahısları toplayarak ya hapse attı ya da öldürdü. Bu şahısların ceza kolonilerinde kayda alınanların sayısı 20 binse kayda alınmayanların yani şimdilik hapsedilmeyenlerin sayısı milyonlarcadır.

“İnsan hakları” denen şey Özbekistan’da en gülünç şeylerden biridir. Kerimov eski  Özbekistan SSRC topraklarında Bağımsız Toplama Kampları (Mustaqil Kontsentratsion Lager – MKL) kurdu. MKL’yi Özbekistan Cumhuriyeti olarak da adlandırmanız mümkün fakat bu, vaziyeti değiştirmiyor. Kerimov’un inşa ettiği bu düzeni klasik bir diktatörlük olarak adlandırırsak hata etmiş olmayız. Kerimov ve onun ortakları bu diktatörlük rejiminde vaziyetin ağırlaştığını görerek onu kontrol altında tutabilmek için yana yakıla yeni mekanizmalar aramaya başladılar. Fakat onların çamura batmış zihinleri daha da bulanmakta. Onların parlamento ve başkanlık sistemi hakkındaki önerileri ve onaylattıkları “reform”lar acıklı ve gülünçtür. Bu çürüyerek biten ve bir deri bir kemik kalmış olan rejimin ölüm öncesindeki sıkıntısından başka bir şey değildir.

Bizim günden güne emin olduğumuz şey şudur ki halk bu müstebidi sırtından güçlü bir şekilde yere atmadıkça müstebid onun sırtından asla inmeyecek.  Arap dünyasında gerçekleşen inkılaplar bu gerçeğin en güzel açıklaması olmalı.

Bizi Berlin’de bir araya getiren bu kurultayın kesinlikle bu meseleleri muhakeme etmesi gerekir diye düşünüyorum.

Bizim bundan sonra tarzımızı değiştirmemiz gerek. Bizim hükümetin saldırılarına en uygun şekilde karşılık verebilebilecek selahiyete sahip olmamız lâzım. Bununla beraber bizim itaatsizliğin farklı şekillerini yavaş yavaş geniş bir alana taşımamız, saflarımızı genişletmemiz şart.

Yurt içinde ve dışında hareketimize gösterilen büyük teveccüh başladığımız işin hayırlı olacağına dair ümitlerimizi kuvvetlendirmekte. Samimi yardımlarını teklif eden gönüllülerin sayısı her geçen gün artmakta.

Bugüne kadar Özbekistan toplumu haklı olarak bizi rejimle mücadelede fazla yumuşak olmakla, liberal olmakla eleştiregeldi. Gerçekten de Avrupa standartlarının çerçevesinden çıkmadan hareket eden muhalefet siyasi durumu seçimler yoluyla değiştirmek için emek harcadı. Fakat bu geleceği pek de parlak olmayan bir durumdu. Çünkü seçim demek Özbekistan’da sirk gösterisine dönüşen bir devlet gösterisi demekti. Polis devleti anlayışının hakim  olduğu yerde Kerimov’u seçimlerde yenmek “serab”dır. Bu yüzden biz müstebid rejimin doğasına karşı durabilen, onu siyasi sahneden çekilmeye icbar edebilecek bir  mücadele yöntemi oluşturmaya karar verdik.

13 Mayıs Andijon Faciası bizi rejimin fitneleri karşısında uyanık olmaya çağırıyor. İnşallah, bu sefer bu fitnelere imkan vermeyeceğiz.

2005 yılının Mayıs ayındaki Andican olayları plansız bir şekilde ortaya çıkmıştı. Onu muhalefet sevk ve idare etmedi. Bundan yararlanan Kerimov karşılık görmemesine rağmen yüzlerce insanı öldürdü.

Şimdi biz  diktatörün karşısında savunmasız kadınları gördüğünde onlara neler yapabileceğini biliyoruz. Fakat bu sefer muhalefet iyi organize olmuş ve kendi pozisyonlarını sonuna kadar savunmaya hazır halkaları gördüğünde diktatörün ne yapabileceğini de göreceğiz inşallah.

Devlet terörü siyaseti kendini haklı çıkaramadı. Bunu yukarıda da belirttiğim gibi Kerimov ve onun emirlerini yerine getiren emniyet güçleri de anladı.

Güvenlik güçleri (MHH, İİB)’nin orta tabakasında rejimden hoşnut olmayanların sayısı günden güne artıyor. Devlet mekanizmalarında çalışma ayrıcalığının cazibesi etkisini kaybetmeye başladı. En tepede yeni durumda ortaya çıkan yeni mevzileri ele geçirmek için hararetli bir mücadele başladı.

Bu arada devlet terörü makinesi kendi başına işlemeye devam ediyor. O otomatik pilota bağlanmış.

Manzara Franz Kafka’nın “Ceza Sömürgesi” adlı hikayesini hatırlatıyor. Hatırlarsanız bu hikayede ceza makinesini icad eden bir mühendis bu makinenin dişlileri arasında helak oluyor. Özbekistan’daki siyasi rejimi inşa eden diktatör=mühendis Kafka kahramanının akıbetine mi uğrayacak bunu zaman gösterecek.

Herhalükarda, her şeyin iyiye gitmekte olduğunu ümit ediyoruz.

Muhammed Salih (Muhammad Solih – Муҳаммад Солиҳ)

Türkiye Türkçesine aktaran abdülkadir öğüt

http://uzbekistanerk.com/uzb/?p=2364

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: