Merkezî ya da Orta Asya, Asya’nın sadece ortası ya da merkezi değildir


Türkistan, Orta ya da Merkezî Asya da tabir olunan fakat İngilizcesi söylendiğinde zihinlerimizde koyu gri bir bulanıklık olarak beliren yerdir. Halbuki ulu ve mübarek bir ülkedir turkuaz kubbeleriyle… Ve “kırmızı oklar” üzerinde biz, Hazar’ın kuzeyinden ve güneyinden göç eylemişizdir Orta Asya’nın ortalarında bir yerlerden Küçük Asya’ya.

Türkistan sakinlerinin “Allah’ın nazarının düştüğü yer” de dedikleri bu iklime uzaklığımız kuş uçuşu mesafelere sığmaz ki gönülden uzak olanın nazarı da kuruyup kalmış gözlerimize uzak düşmektedir.

Türkistan, sarı ve kızıl ejderhaların yuttuğu ve yaklaşık yüz elli yıldır sindirmeye çalıştığı iki parçadan oluşur. Bu iki parça da Doğu Türkistan ve Batı Türkistan -genellikle de sadece Türkistan- tesmiye olunur ki  o dahi biri özerk cumhuriyet olmak üzere altı parçaya ayrılmıştır.

Türkistan, önce ikiye bölünür Rus yönetimince. İki sömürge valiliği peyda olur. Deşt-i Kıpçak’ı (aşağı yukarı bugünkü Kazakistan) kapsayan Bozkır Genel Valiliği ve bugünkü Türkmenistan, Tacikistan, Özbekistan ve Kırgızistan’ın bir kısmını kapsayan Türkistan Genel Valiliğini kurulur. Bu da yetmez gavura. 1930’lu yıllara kadar uğraşmak zorunda kalacağı Türkistan Millî Mücadelesi (Basmacılık hareketi)’ni bir an önce boğmak ve bir daha da onunla asla karşılaşmamak için kalbini söküp küçük parçalara ayırır Türkistan SSR adıyla sömürgeleştirdiği toprakları. Nasıl parçalamasın? Nasıl korkmasın?… Türkistan’ın kuzeyde doğal sınırları yoktur.

Türkistan, sınırları Stalin’in kanlı parmaklarınca çizilmiş Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan nâm ülkelere ayrılır ki bu sınırlar hiçbir sömürgeci gücün akledemeyeceği kanlı çatışmaları barındırır bağrında. Boylardan millet, şive ve ağızlardan dil icad etmeyi de ihmal etmez Stalin. Kısacası mikro-milliyetçiliğin ve etnik çatışmaların fitilini de ateşler. Öldükten(!) bunca yıl sonra bile kan dökmeyi başarabilen kaç zalim gelip geçmiştir ki köhne dünyamızdan.

Türkistan, bin yıldır en faziletli, en şecaatli, en dirayetli, en kabiliyetli evladını Hind’e, Rim’e, Kırım’a vermiştir. Bu evlad Pir-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevi’lerin, Necmeddin Kübra’ların, Şah-ı Nakşıbend’lerin, Emir-i Buharî’lerin, Ubeydullah Hoca Ahrar Veli’lerin himmet ve manevi işaretleriyle cihan devletleri kurmuşlar, yedi iklime hükmetmişler, din-i mübin-i İslam’ı Hind’e, Çin’e, Rim’e, Urumeli’ne götürmüşlerdir.

Şu vechile;

Türkistan,  Asya’nın sadece ortası yada merkezi değildir.

Türkistan, “hargâh”tır.

Türkistan, “bargâh”tır.

Türkistan, “dergâh”tır.

Türkistan;

Canımızda hem kanımızda hem akıp giden “mavera”dır.

 

01.05.2011

qulnoma günlüğünden

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: