Gerçek azmettirici


Talip Yakubov

Kırgızistan Devlet Milli Güvenlik Teşkilatı(DMGT) konuya açıklık getirdi

Kırgızistan’ın güneyinde gerçekleştirilen saldırıların planlanmasında Özbekistan gizli servisinin payının sanılanın üzerinde olduğuna dair tüten şüpheler Kırgızistan DMGT’sinin 24 Haziran’da dağıttığı basın bildirisinden sonra yaygınlık kazandı. DMGT bilerek ya da bilmeyerek küçük çocuklar gibi gerçeği söyleyiverdi.

DMGT’nin “hakikat”i uyarınca Oş ve Celalabad’daki katliamların azmettiricisi ülkenin sabık başkanı K.Bakiyev ve çevresi, icracıları ise Kırgızistanlı Özbeklerle “Özbekistan İslami Hareketi” ve “İslami Cihad İttifakı” imiş.

Bir şeyi açıkça söylemek mümkün: Bu, iktidarı darbe yoluyla ele geçiren Roza Otunbayeva ve ortaklarının pozisyonudur, çünkü DMGT adı geçen basın açıklamasını devlet başkanının imzası olmadan ilan edemez. Bununla onlar Kırgızistan Özbek toplumuna kendilerinin gerçek faşizan münasebetini saklayıp gizlemeden gösterdi ve kendilerine tarihi hüküm çıkaranları netleştirdi.

Henüz Kırgızistan DMGT’sinin basın açıklamasını önemli uzmanlar analiz etmekte ve onun anlamsızlığını, amacının ise Özbekistan MGT tarafından verildiğini gösteriyor. İşbu makalede ise beni şahsi görüşlerimi ortaya koymak istiyorum.

Kırgızistan DMGT basın açıklaması hangi kopyadan alındı?

Genelde Kırgızistan’ın güneyinde görüldüğü gibi geniş çaplı saldırı ve cinayetlerin ortaya çıkış sebepleri araştırılırken üç grubu belirleyici soruların yöneltilmesi gerek: Yararlananlar, azmettirenler ve icra edenler kimlerdir.

Ben daha önceki “Kırgızistanlı Özbekler meselesinde iki geçerli seçenek var” başlıklı yazımda menfaat gören tarafları belirtmiştim. Onların arasında İslam Kerimov ve onun rejimi müstesna ve belki birinci sırayı alıyordu. Bunu anlamak güç değil ve yine tekrar ediyorum. 2005 Mayıs’ında Andican şehrinde halkın barışçıl gösterisini kana bulamak ülke içinde ve dışında İslam Kerimov’un itibarını oldukça düşürdü. Kaybettiği itibarı geri kazanmak için onun önünde sadece iki yol vardı: Ya ülkeyi yüksek demokratik kazanımlar üzerinden yaşanan korkunç olayları unutturmak: fakat 2005 Mayıs’ından sonraki hadiseler ülkenin hükümet tarafından daha da şiddetli bir şekilde uygulanan baskıların girdabına sürüklendiğini gösterdi, yani İslam Kerimov birinci yolu seçmedi: (2): ya da aynen Kırgızistan’da Özbeklere yönelik olarak Andican katliamından da geniş çaplı bir katliam tertip etmek:

Mantık sıradan: BU KATLİAM NE KADAR GENİŞ ÇAPLI OLURSA ANDİCAN KATLİAMININ MAHİYETİ O KADAR DEĞERSİZLEŞECEK ve UNUTULACAK! Şimdi biz ikinci varyantın geçerliliğini görmekteyiz.

İlk bakışta bu inandırıcılıktan uzak ve derhal “Bir insanın sırf kendi itibarını geri kazanabilmek için bu denli alçaklaşlaması mümkün mü?” sorusunu ortaya çıkaran bir varyanta benziyor. Cevap kısa: Bu sorunun ortaya çıkmaması için İslam Kerimov’un kim olduğunu bilmek gerek.

Özbekistan hükümeti, özellikle onun gözü, kulağı ve tokmağı olan MGT’nin sadece menfaattar değil azmettirici olarak da Kırgızistan olaylarında faal olduğu hakkında işbu yazının devamında düşüncelerimi bildireceğim.

Böyle yaparak…

Kırgızistan DMGT’sinin basın bildirisi oldukça derin bilgileri içermekte ve oldukça kısa bir zamanda toplanmış: Bilindiği gibi olaylar 10 Haziran’ı 11’ine bağlayan gece başladı ve onun aktif safhası yaklaşık olarak bir hafta devam etti. Bu olaylar hakkında 67 adet soruşturma açıldığı 22 Haziran günü duyuruldu. Başka bir deyişle iki gün içinde Kırgızistan DMGT bütün malumatları toplamaya muvaffak oldu. İşte o malumatlar:

“Kırgızistan’daki olaylara “Özbekistan İslami Hareketi” ve “İslami cihad İttifakı” doğrudan karıştı; bu katılımı sağlamak için Maksim Bakiyev babası iktidardan düşürülünce 2010 yılı Nisan ayında Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Dubai’de “Özbekistan İslami Hareketi”nin temsilcileriyle görüşmüş;

2010 Mayıs’ının ilk günlerinde Kurmanbek Bakiyev ailesinin iki temsilcisi Afganistan’ın Bedehşan vilayetinin Bahorak şehrinde “Taliban hareketi”, “Özbekistan İslami Hareketi”, “Birleşik Tacik Muhalefeti” temsilcileriyle görüştü ve bu görüşmede Birleşik Tacik Muhalefetinin kırsaldaki komutanı Molla Abdullah katıldı.”

Genelde bir operasyon gerçekleştirilmek istendiğinde gizli servis organları bir efsane oluşturmaya çalışır. Eğer operasyonun sonuçları basın yayın organları ve topluma duyurulacaksa ya da mahkeme kurulacaksa bu durumda bu efsanenin mümkün olduğunca insanların özellikle de uzmanların inanabileceği şekilde işlenmesi gerekir, aksihalde operasyonun uydurma olduğunun kolayca anlaşılması olasıdır.

Fakat Özbekistan MGT’sinin Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ın gizli servislerine nisbeten bütün parametreler (organizasyonu, maddi olanakları, entelektüel potansiyeli vb.) itibariyle oldukça üstün olduğuna bakılmaksızın, müslümanlara karşı mücadelede Özbek ajanların hazırladığı senaryolar sıradan insanların aklını kamaştırsa da uzmanlar ve aydınlarda hiçbir şekilde inanç oluşturamayacak şekilde yazılıyor. Onlar senaryoyu:”Kim bunu inceleyebilir, sorgulayabilir ki? Tanıklar, mahkeme bizim söylediklerimizi yapıyor.” düşüncesinin oluşturduğu güvenle ağızlarına ve akıllarına geleni yazarak oluşturuyorlar. Kırgızistan DMGT’sinin temsilcileri hakkında herhangi bir yorum yapmasak da olur.

Doğal olarak ortaya bazı sorular çıkıyor: Genelde oldukça gizli tutulan mezkur iki görüşmenin detaylarını Kırgızistan DMGT’si hangi kaynaktan, nerede ve ne zaman aldı? “Ne zaman” meselesinde mümkün olan:

(a) malumatlar katliam başlamadan alındı;

(b) malumatlar katliam başladıkatan sonra alındı, şeklindeki iki cevabı da kolaylıkla reddetmek mümkün.

Malumatlar katliam başlamadan önce alındıysa DMGT ve geçici hükümet katliam olacağını önceden biliyor fakat onu gizleyerek önünü almak için herhangi bir şey yapmamış ve demek ki onun gerçekleştirilmesinden menfaattar. Bu varyant geçici hükümetin faydasına görünmüyor çünkü uluslar arası soruşturma gerçekleştirilse bu durum onun suçlamalarla karşı karşıya kalmasında esas teşkil eder.

Malumatlar katliam esnasında alınmış olsa bu durumda DMGT bu bilgileri yakalanan herhangi birinden değil Kurmanbek Bakiyev’in birkaç gün önce tutuklanan yeğeni Sencer Bakiyev’den almış olması mümkün. Eğer Kurmanbek Bakiyev’in aile üyeleri yukarıda ifade edilen örgütlerin temsilcileriyle Kırgızistan’da misli görülmemiş karışıklıklar çıkarmak amacıyla sözleşmiş olsa onlar bu operasyonun kendileri için ne kadar önemli ve kendileri için ne kadar ne kadar tehlikeli olduğunu çok iyi bilirler. Bu ise oldukça üst düzey bir gizliliği gerektirir, diğer bir ifadeyle operasyonun ayrıntılarıyla çok küçük bir grup (birkaç) insan bilgilendirilir, yani büyük bir önem ve mesuliyet isteyen operasyon detaylarından Kırgızistan dahilinde saklanan ve her an güvenlik kuvvetlerince yakalanma  tehlikesi altında olan herhangi bir adam vakıf kılınmaz. Böyle yapılarak Kırgızistan’da düzenlenen katliamın basın bildirisinde belirtilen gerçek icracıları hakkındaki bilginin oldukça kısa bir sürede edinilmiş olması BAŞ ŞÜPHElerden birini uyandırmakta.

Basın açıklamasında verilen diğer bilgiler bundan da gülünç, yani inandırıcılıktan uzak. Söylendiğine göre, 2010 Mayıs’ında “İslami Cihad İttifakı” Pakistan’dan Tacikistan üzerinden keskin nişancılık ve patlayıcılar konusunda son derece iyi eğitilmiş 15 adamı Kırgızistan’a geçirmiş. Senaryonun inandırıcı olabilmesi için bu grubun başkanının Hokandlı Özbek İlham olduğu, grubu getiren adamın lakabının (Abdullah), milletinin (Özbek), nereli olduğu (Taşkent) da verilmiş.

Basın açıklamasında bildirildiğine göre “İslami Cihad İttifakı” Kırgızistan’a yine iki grup daha göndermiş. Bu gruplar Afganistan’ın Bedehşan vilayetinden Tacikistan’daki Murğab ve Horogi üzerinden “Birleşik Tacik Muhalefeti”nin kırsaldaki eski komutanı Dağlık Bedehşan’da yaşayan uyuşturucu baronunun yardımıyla Kırgızistan’a geçirilmiş.

“İslami Cihad İttifakı” Tacikistan’ı ele geçirmiş anlaşılan?! Tacikistan’da hareket etmek bu kadar kolaydı da, o halde niye “İslami Cihad İttifakı”nın “Taşkentli Abdullah”ı (ya da bir başkasını) bugüne kadar 15 (ya da en azından 5) kişilik bir grubu Pakistan’dan Taşkent’e getirmeye yeltenmiş dahi değil?…

Terör gruplarının Tacikistan üzerinden geçtiğini iddia eden Kırgızistan DMGT bu komşu devletin şanına uluslararası çapta büyük bir darbe vurmakta. Bu iddianın darbe olmadığını göstermek için DMGT’nin bunun gerçekliğini ispatlaması gerekir. Bu iddia ispatlansa  bu durumda  ya Tacikistan hükümeti kendi topraklarını  terör gruplarına bırakmış yani kendi topraklarını koruyamayacak duruma düşmüş ya da Tacikistan hükümetinin Kırgızistan’a ve özellikle de onun Özbek ahalisine büyük bir düşmanlığı olup terör gruplarının geçişine yol verdiği şeklinde iki hülasa ortaya çıkar. Tacikistan hükümetine nispeten ortaya konan her iki hülasanın da yersiz olduğuna şahsen eminim.

Tahir Yoldaş’a bağlı savaşçıların Sürhanderya vilayetinin (2000 yılı Temmuz ayı; Sarıasya ve uzun bölgeleri), Taşkent vilayeti (1999 yılı Kasım ayı; Yengiabad kasabası)’ni bastıkları hakkındaki Özbekistan hükümetinin ülke ve dünya toplumlarını uzun yıllardan beri inandırdığı efsanenin gerçekten bir efsane olduğu doğrultusunda Özbekistan İnsan Hakları Topluluğu defalarca yazmış ve bu materyaller internet üzerinden dağıtılmıştı. “İslami Cihad İttifakı”nın faaliyeti ise bundan da belirsiz. Bu teşkilat hakkında 2009 yılının Mayıs ayında Andican vilayetinin Hanabad kasabasında yaşayan olaylardan başka dişe dokunan herhangi bir malumat yok. Hanabad olayı da birçok açıdan mafyavari yapılanmaların çatışmalarını hatırlatmakta özetle.

“Özbekistan İslami Hareketi” ve “İslami Cihad İttifakı”na bağlı savaşçıların kademleri Özbekistan topraklarında henüz tek bir iz dahi bırakmamış olsa da  İslam Kerimov onların adından “dış düşman” olarak en azından 15 yıldır semereli bir şekilde faydalanıp gelmekte. Bu yüzden, aslında internet sayfalarında varlığı iddia edilen “İslami Cihad İttifakı”na İslam Kerimov gibi diktatörlerin yine bir dayanak noktası olarak bakılmakta. Sebebi basit: Özbekistan’da hükümet tarafından düzenlenen terörist hareketler ya da suç grupları arasında çatışmalar gerçekleştirilerek birkaç insan ölse ve yaralansa bu “teşkilat” derhal ortaya çıkar  ve “Kerimov’un dinsiz düzenini yıkmak için bunu biz yaptık.” diye bildiri yayımlar. Bu ise halkı “dış düşman”la korkutarak ülkeyi bütünüyle baskı altına almada İslam Kerimov rejimine çok büyük yardım sağlar.

Basın açıklaması yazarlarının zeka seviyesi ve profesyonel hazırlığının Özbekistan’ın polisin arsa denetçisi derecesinden yukarı olmadığını gösteriyor. Gerçekten de “Özbekistan İslami hareketi” lideri Tahir Yoldaş Özbeklere karşı değil, İslam Kerimov rejimine karşı cihad ilan ettiğini tekrar tekrar ilan etti. Açıkça bu cihadı “İslami Cihad İttifakı” liderleri de nazarda tutmakta. İki grup, yani rejimin yürütücüleri ve sıradan Özbeklere “Özbekistan İslami Hareketi” ve “İslami Cihad İttifakı”nın münasebetinin taban taban zıt olduğunu Kırgızistan DMGT mensuplarının bilmemesi mümkün mü? Kırgızistan’da kırılanlar İslam Kerimov rejiminin adamları değil, Kırgızistan vatandaşı Özbekler ki! Özbekistan’ın MGT, Rusya’nın Federal Güvenlik Teşkilatı (FGT) veya Kırgızistan’ın DMGT gib teşkilatlarını “özel servis” denmesinin sebebi de şu ki bu birimlerin her şeyin ikircikliğini bilmesi, hesaba alması gerekir. DMGT’nin resmi basın açıklaması yapar ve onda birilerine ciddi suçlamalar yöneltirken her şeyden önce kendi  yetkinliğinin yüksek olduğunu göstermesi lazımdı. Fakat DMGT yönetici ve çalışanlarının yetkinliği, bilimsel düzeyi, profesyonel melekelerinin oldukça yetersiz olduğu kolaylıkla anlaşılıyor.

Basın açıklamasında açıkça görülen bir yön de bu Geçici hükümetin Kırgızistan kırgınındaki bütün suçları Özbeklere yüklemesidir.İfade edildiğine göre Öz vilayetinin Karasu bölgesindeki “Nerimanov “köyünde hem de Celalabad vilayetinin Bazarkurgan bölgesinde önceden “İslami Cihad İttifakı” ve diğer uluslar arası terör teşkilatlarının iki grubu faaliyet yürütmüş. “İslami Cihad İttifakı”nın Afganistan’dan getirilen iki grubu esasen Özbeklerin yaşadığı bölgelerde esasen gece geç saatlerde “Allahsızlara karşı kutsal savaş” şiarı altında saldırılar gerçekleştirmiş. DMGT’nin bu iddiasını anlamak çok zor: Bu Allahsızlar kim? Daha önce Afganlara karşı savaşan Ruslar mı? Şimdi Afganistan’da çarpışan NATO güçleri mi? Belki Çinlilerdir? Hayır! Onlar esasen Özbekleri öldürmüşler! Ne zamandan beri beş vakit namazdan kesilip namazını kılmayan Kırgızistanlı Özbekler “İslami Cihad İttifakı”nın bakış açısına göre Allahsız olup kaldılar? Veya Allahsızlar diye DMGT’nın öldürdüğü onlarca küçük çocuğu kasdetmişlerdir, belki? DMGT bu kadar anlamsız bir şeye vurgu yapmasına Rus dilinde POLNIY PROKOL deniyor.

Basın açıklamasında belirtilen “Nerimanov” ve “Bazarkurgan” köktendinci grupları nerden ortaya çıktı? Mesele şu ki dini köktenciliğe karşı savaş maskesi ardında Özbekistan’da müslümanlara karşı yürütülen cadı avı hız kazandığında Özbekistan MGT sadece Özbekistanlı Özbek Müslümanları değil belki Kırgızistan’ın güneyinde yaşayan Özbekleri de yakalayarak hapsetmeye başladı, onlar genel olarak Bazarkurgan ve Nerimanovlular idi. Özbekistan güvenlik güçleri ve “adil mahkeme”leri her bir müslümana yabancı ülkelerde faaliyet yürüten (fakat varlığı yokluğu şüpheli olan)  terör gruplarının üyeleriyle görüştükleri için nerde bir müslüman tutuklansa orada terörist teşkilatların gizlice kök saldığını işleyegeldiler. Onlar bu “felsefe”yi sadece mahkeme hükümlerine dahil etmediler belki güçlü bir şekilde yayarak toplumu, komşu ülkeleri ve uluslarası toplumu bu yalana inandırageldiler.

Kırgızistan DMGT basın açıklamasına “Nerimanov” ve “Bazarkurgan” grupları ibaresi hiç şüphe yok k i Özbek meslektaşların tavsiyesiyle dahil edildi.

Basın açıklaması “Kim inceleyecek, yazdıklarımızın hepsine inanıyorlar; mahkeme bizim, tanıklar, bilirkişiler çizdiğimiz sınırların dışına çıkmıyor.” şeklinde öteden beri yazılan ve bunun için çelişkilerle dolu hem de verilen rakamlar itibarlı uluslar arası teşkilatların yayımladığı rakamlardan tamamen farklı. Örneğin basın açıklamasında etnik anlaşmazlıklar olduğu kabul edilse de (Basın açıklamasından parça:”Ülkenin güneyinin en büyük problemi – cumhuriyet ahalisinin Kırgız ve Özbek bölgeleri arasındaki mevcut gizli etnik anlaşmazlıklar kullanıldı…”) yaşanan çatışmaların bir tarafında insan vasfını kaybetmiş, vahşilik ve barbarlık niteliğine bürünen binlerce Kırgızın olduğu hakkında tek bir söz dahi söylenmiyor.

Birleşmiş Milletler Teşkilatının UNOSAT (Yer yo‘ldoshi operatsion programmasi yordamida o‘qitish va tadqiqod ishlarini olib borish) enstitüsünün açıklamasına göre sadece Oş şehrinde Özbeklere ait 1749 ev tamamen viran olmuş, 58 ev ise ağır hasar görmüş. Basın açıklamasında ise bütün Güney Kırgızistanda oturulamaz hale gelen evlerin sayısı 453 olarak verilmekte. Bu evlerin halkın hangi topluluğuna ait olduğu hakkında ise hiçbir şey söylenmemekte.

Yaşayan olayları ayrıntılı ve adil bir şekilde soruşturma, ölenlerin sayısını ve milletini, tecavüze uğrayanların kimliklerini belirlemek basın açıklamasını yazarken Kırgızistan özel servisinin aklının ucundan dahi geçmediği açıkça görülmekte.

Birçok kaynağın ölenlerin sayısının birkaç bin olduğunu söylemesini dikkate almadan DMGT mezkur basın açıklamasında yüzsüzlere yakışır bir tarzda bu rakamı 244 olarak gösterdi.

Basın açıklamasının 24 Haziran günü yani Kırgızistan’da 27 Haziran’da yapılması planlanan referandumdan iki gün önce topluma “Özel servis birimleri durup dinlenmeksizin çalışıyor.” düşüncesini sindirmek için aceleyle yazılmış. Açıklama dünya basını ve özellikle Özbekistan basınında çok kullanılan terim ve ibareler, terör örgütü ve bölge isimleri, Özbekistan hükümetinin asıl düşmanı olarak dini (İslami) köktencilik gibi uydurmalardan ibaret olup onu Özbekistan MGT’nin şu paraleldeki belgelerinden alıntı dense olur.

İslam Kerimov’un “büyüklük” projesi (layiha)

SSCB KGB (DHK)’nin doğrudan mirasçısı olan Orta Asya ülkeleri ve Kazakistan devlet güvenlik teşkilatları arasında Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan’ın toprakları ve nüfusunun küçük ve ekonomik yetersizlik olması sebebiyle bu devletlerin mezkur teşkilatlarının en zayıfı olan ve günümüzde de zayıf bir şekilde faaliyet yürütmekte. İslam Kerimov ve Nursultan Nazarbayev arasında Orta Asya bölgesinde kendi sözünü geçirmek için 90’lı yılların başında başlayan ve gizlice yürütülen mücadelede asıl vurgu Özbekistan’da özel servis birimlerinin işini güçlendirmesine yöneltildi. Haddinden fazla büyütülen MGT sadece ülkenin her bir hücresinin gözetim altına alınmasını güçlendirdi, belki bütün komşu ülkelerin içişlerine karışmaya başladı.

Bunu anlamak için İslam Kerimov’un zihniyetindeki bazı şeyleri saygıdeğer okuyucuların bilmesini zaruret olarak görüyorum. Orta asya’ya egemen olmak amacıyla o 90’lı yılların başlarında ilk olarak “Özbekistan – Geleceği büyük devlet” sloganını ortaya attı ve macera olarak nitelenebilecek bir projeyi gerçekleştirmeyi hedefledi. Bu proje uyarınca zamanla Kazakistan’ın Çimkent, Kırgızistan’ın Oş, Tacikistan’ın Leninabad, Türkmenistan’ın Taşoğuz ve Afganistan’ın kuzeyindeki yedi vilayeti Özbekistan’a katmak planlanmıştı.

Genelde küçük devletlerin bilinen anlamıyla “tadı kaçan” hükümdarlarında gözetilen bir hastalık olarak bu hükümdarlar kendi devletlerini “büyük devlet”e dönüştürmek isterler. Zamanında “Büyük Ermenistan”, “Büyük Arnavutluk”, “Büyük İngiltere” ve buna benzer başka devletler kurmak isteyen hükümdarlar geçmiş. Zamanında Rusya, İngiltere, ispanya gibi küçük ülkeler saldırgan siyasetleri sayesinde büyük imparatorluklara dönüşmüş olsalar da birçok proje gerçekleşememiş.

İlk bakışta İslam Kerimov’un “Büyük Özbekistan” projesi zamanında başka başka devletlerin sınırları içerisinde kalan ve dünyaya savrulan Özbekleri tek bir devlette toplamak gibi görünüyor. Ne yazık ki İslam Kerimov’un Özbekistan’ın yönetiminde olduğu  21 yıl onun Özbeklerle münasebetinin oldukça olumsuz olduğunu, mezkur projeyi ise Orta Asya’nın büyük topraklarında küçük “Emir Timur imparatorluğu”nu kurmak ve egemnliği altına alışdan ibaret olduğunu gösterdi.

Çekici görünse de fakat SSCB gibi büyük bir imparatorluğu parçalandığı, etnik çatışmaların arttığı Orta Asya bölgesinde ABD, Türkiye, Rusya gibi siyasi aktörler ortaya çıktığı, Özbekistan’ın burnunun dibinde, Afganistan’da savaş ateşinin gürleyerek yandığı bir ortamda bu projeyi barışçıl yollarla gerçekleştirmek mümkün değildi.

Mezkur projenin sadece askeri macera, komşu ülkelerde  istikrarsızlık oluşturmak, bu topraklardaki Özbekleri:”Biz bu ülkede yaşamak istemiyoruz, biz Özbekistan’a katılacağız.” diye galeyana getirerek gerçekleştirilmesi mümkündü kısacası. Özbekistan MGT yukarıda ifade edilen ülkelerin her birine buna benzer maceralar düzenledi fakat netice olumsuz oldu. Ben sadece Tacikistan örneğinde bunu söyleyebilirim.

Yüzbaşı Mahmud Hudaberdiyev’in Cizzah vilayetinde dinlendirilen, hazırlıktan geçirilen ordusu 1998 yılının Kasım ayında Zamin Divanı üzerinden Tacikistan’ın Leninabad (şimdiki Hocend) vilayetine geçirildi. Bu gruba verilen en önemli vazifelerden biri bu vilayette halkın Tacikistan’dan ayrılma ve Özbekistan’a katılma hareketini başlatmak üzere düzensizlikler oluşturmak oldu. Tacikistan ordusundan ağır bir darbe yiyen M.Hudaberdiyev’in ordusu Özbekistan çekilmeye mecbur oldu. İki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler kopma noktasına geldi, İmamali rahman, İslam Kerimov’u uluslararası mahkemeye vermekle tehdit etti.

İslam Kerimov’un adı geçen “büyüklük” projesi ABD’li yöneticilere malum oldu ve onun “iştaha”sına ilk olarak Amerikalıklar engel çıkardı. 1992 yılının Şubat ayında Taşkent’e ABD Devlet Katibi Ceyms Beyker gelerek İslam Kerimov’la görüştüğünde Özbekistan hükümeti gelecekte ABD’nin her türlü yardımını almak istiyorsa onun dört tane şartı yerine getirmesi gerektiği ifade edilmiş ve bu şartlardan biri de komşu devletlerle sınır anlaşmazlıkları yaşayarak istikrarı bozmamak imiş. Fakat kudretli devletlerle yoluna konan siyasette İslam Kerimov Özbek halkının menfaatilerinden hareketle değil, belki kendi hakimiyetini sağlamlaştırmak ve Orta Asya’da liderlik yapmayı hedefleyerek hareket ettiği için kendisinin adı geçen projesinden yine uzun bir süre vazgeçmedi.

İslam Keimov’un projesintamamen başarısızlığa uğradı. Fakat onun özel servis birimleri komşu ülkelerde birçok iş gerçekleştirdi. Örneğin 1992 yılında ve sonraki birkaç yılda Tacikistan’ı onun hükümeti değil Özbekistan MGT yönetti denilse abartılmış olmaz. Zamanında İmamali Rahman Özbekistan MGT’nin çalışmalarıyla Tacikistan hükümetinin başına getirildiğini günümüzde herkes bilmekte. Tacikistan’daki iç şsvaş İslam Kerimov’un ordusunun 1992 yılı Kasım-Aralık aylarında Duşanbe’yi ele geçiren Birleşik Tacik Muhalefetini kana bulayarak Afganistan topraklarına kaçmaya mecbur bıraktıktan sonra yayıldı.

Kırgızistan’da Özbekistan MGT elemanlarının kendi ülkelerinde hareket ediyormuşçasına hiçbir zorlukla karşılaşmadan hareket etmeleri Kırgız DMGT’nin buna ağzını açarak itiraz edememesi sebebiyle dini köktencilikle mesnetsiz olarak suçlanarak Kırgızistan’a kaçan bırakın Özbekistanlı Özbekleri belki Kırgızistanlı Özbekleri bile şu suçlamayla kolaylıkla tutuklayıp Özbekistan’a getirmesinin örnekleri oldukça fazla. Andican kırgınından sonra da birçok kaçak Özbek de aynı şekilde Kırgızistan’da yakalanarak getirildi. Bunun dışında Özbekleri yakalamada Özbekistan MGT’nin Kazakistan, Türkmenistan, Rusya ve Ukrayna gizli servisleriyle yakın ilişkiler içinde olduğu iyi biliniyor.

İslam Kerimov Özbekleri  Hiçbir Zaman Sevmedi Hürmet Kılmadı

Bu tezi ispat etmek için binlerce özel ve genel örnekler vermek mümkündür. Ben sadece bir örnek vereceğim kısaca. Nemengan şehrinde bir evde yaşamakta olan altı kardeş köktendincilikle suçlayarak 90’lı yılların sonlarında hapsedildi. Kardeşlerin dördü evli olup onların toplam 14 çocuğu vardı. Evde dört gelin, on dört çocuk ve 75 yaşındaki kayınana kalmıştı. Hapishanelerden yaşlı kadının iki oğlunun ölüsü geldi. Teşkilatımızın üyeleri haber almak için gittiklerinde o evdeki ahvali görüp dehşete düşmüşlerdi. Şu kardeşlerin biri Talib Mamacanov’un mahkemesi Taşkent’te yapılmış ben de bu mahkemeyi kendi gözümle görmüştüm. Özbekistan’da adil yargılama yok, yüzlerce insanın mesnetsiz suçlamalarla hapsedildiğine tanık olduk. Fakat Talib Mamacanov  yargılandığı mahkemenin adaletsizliği,  gayri insaniliği hiçbir zaman aklımızdan çıkmıyor. Talib Mamacanov idama mahkum edildi.

Milyonlarca Özbek’in iş bulmak için yurtdışına çıkıp gittiği, iffetinden ayrılan Özbek kız ve kadınlarının bedenlerini satmak için başka ülkelere yol aldığı, milletin gerçek evlatları olan inançlı, fikri saf, ameli pak on binlerce gencin ömrünü hapishanelerde tükettiği, onlara Allah’ın vereceği on binlerce çocuğun dünyaya gelemediği, ortaya dağılıp giden binlerce ailenin çıkması, Özbek çocuklarının pamuk tarlalarında köle gibi çalıştırılması,  ülkenin eğitim ve bilimini sekteye uğratma ve peş peşe verilebilecek sayısız örneği Andican katliamıyla nihayete erdirmek mümkün.

İslam Kerimov’un  kendi halkına böyle davranmasını anlamak çok zor fakat bir o kadar da açık bir şekilde görünüp duruyor. Onun bu davranış biçimi Kırgızistan Özbeklerine nisbeten bir kez daha bütün açıklığıyla ortaya çıktı:

(I) Katliamdan üç gün önce o, Rusya’ın en ırkçı siyasetçilerinden biri olan V.Ruşeylan’ı kabul etti; malumatlara bakıldığında V.Ruşeylan Kırgızistan’da beklenen olaylar hakkında İslam Kerimov’la konuşmuş ve bu görüşmede asıl problem olarak görülen; Kırgızistan’da nasıl bir durum ortaya çıkarsa çıksın Rusya da, Özbekistan da, KGAÖ de bu ülkeye kendi askerlerini göndermeyecek.

(II) Kırgızistan’da katliam başlamadan kısa bir süre önce Andican vilayetinde kaçkınlar için hazırlıklar görülmeye başlandı;

(III) O birkaç gün boyunca Kırgızistan Özbeklerinin katledilişini sakin sakin izleyip durdu.

(IV) Yüz bin dolayında Özbek kaçkın birkaç günlüğüne Özbekistan topraklarında endişe duymadan yaşadı.

(V) Hile yoluyla birkaç gün sonra kendisi gibi iktidarı yasal olmayan yollarla ele geçiren, Özbeklerin katledilmesini özellikle durdurmayan Geçici hükümet referanduma katılmalarını sağlamak için Kırgızistan’dan kaçarak Özbekistan’a geçen yüz bin Özbek’i yine katil Kırgızların eline teslim etti.

(VI) Ona göre Kırgızistan’da yaşanan katliamın etnik anlaşmazlıklarla ilgili değilmiş, bu katliamı her nasılsa üçüncü güçler düzenlemiş;

(VII) İslam Kerimov’un nazarında Kırgızistan’da Özbekler her ne şekilde soykırıma uğrasa da bu Kırgız devletinin iç işi imiş: İslam Kerimov’un Kırgızistan Özbekleri meselesindeki pozisyonu basit ve açık fakat dehşetli; Kırgızlar isterse barış içinde yaşasın, isterse her gün Özbeklerin derisini yüzsün bizim işimiz değil, biz karışmıyoruz!

Özbek devletinin başı olarak bu düşünceye sahip olan kişinin Özbek halkını sevmesi veya Özbek halkına saygı duyması akla sığmıyor.

Özetle:

1) 21 yıldır yalan dolanla hakimiyeti elinde tutan ve Özbek halkına “baş” olagelen fakat bu halka nefretle bakan şahsın Kırgızistan katliamından menfaattar olmaması mümkün değil;

2) Menfaat olan yerde ise ondan en iyi şekilde faydalanacak yollar aranır ve en üst düzey fayda alınmaya çalışılır;

3)İslam Kerimov için ise en esaslı fayda Andican katliamını tamamen unutturmak ve halkın hafızasından silmektir.

Asıl azmettirici, Özbekistan devlet terörizmidir.

Kırgızistan DMGT Oş ve Celalabad kırgınında asıl azmettiren ve bu kırgını düzenlemek için mali destek sağlayan taraf sabık başkan Kurmanbek Bakiyev ve onun çevresi demekte. İktidardan demek ki devlet “arpa”lığından aniden giden adam ve özellikle onun genç fakat “arpa”lığın tadını alan oğullarının hiçbir şekilde itiraz etmeden olup bitene omuz silkeleyerek gideceğine inanmak zor elbette. Fakat bu gücün bu denli büyük çaplı cinayet ve yıkımları gerçekleştirmesinde mantıklı bir taraf görünmüyor. Gerçekten de bu gücün amacı Oş ve Celalabad şehirlerini neredeyse yerle bir ederek birkaç bin Özbek’i öldürerek sadece referandumun yapılmasını engellemekse bu, mantıksızlığın zirvesi olurdu. Niçin?

İlk olarak, Kurmanbek Bakıyev siyasetçi olarak her türlü şart altında referandumun sahteleştirilerek yapılabileceğini iyi biliyor. Çünkü Orta Asya devletlerinde şu ana kadar bir kez bile herhangi bir yerde özgür, adaletli seçim yapılmış değil; Kırgızistan kırgını gibi geniş çaplı insani ve ekonomik kırılma anında normal bir toplumda referandum yapılmaz fakat Kırgızistan’daki inkıraz onun başkentinde değil, dağ geçidinin diğer tarafında esasen Özbeklerin yaşadığı topraklarda ortaya çıktığı için referandumu ertelemek Geçici hükümetin aklının ucundan geçmedi.

İkinci olarak, iyi silahlanmış olan teröristlerin üç grubunu kolayca, kısa süre içinde Afganistan’dan Tacikistan üzerinden Kırgızistan’a geçiren güç niye bu grupları Bişkek’e geçirmemiş? Bu İslami güçlere bağlı üç grup bu kadar kudretliyken Bişkek’te Oş ve Celalabad’da yol açtığı ölüm ve yıkımın SADECE yüzde birini gerçekleştirseydi referandumun sözü dahi edilmezdi.

Üçüncü olarak, Kurmanbek Bakıyev Oş ve Celalbad’daki kırgını uluslar arası toplumun er ya da geç hukuki açıdan değerlendireceğini çok iyi biliyor ve bu kadar geniş çaplı bir katliamı düzenlemenin eninde sonunda kendi başını yiyeceğini düşünerek buna cür’et edemez.

Özetle:

1) “Özbekistan İslami hareketi”, “İslami Cihad İttifakı” ve dışarıdaki terör gruplarının Kırgızistan’ın güneyinde gerçekleştirilen şiddet olaylarıyla hiçbir alakası yok;

2) Gerçi referandumun gerçekleştirilmesinden menfaati olmaksızın Kırgızistan’da istikrarsızlığın oluşmasından menfaattar olsa da Kurmanbek Bakıyev ve onun çevresinin Güney Kırgızistan’da gerçekleştirilen katliamın düzenlenmesindeki iştiraki “üçüncü güç” yani Özbekistan hükümetinin iştirakinden oldukça aşağıdadır.

3)Bu kırgından faydalanan da onun gerçek azmettiricisi de Özbekistan’da ortaya çıkan devlet terörizmidir; bu terörizmi İslam kerimov Özbeklere karşı 21 yıldan beri teşkil edip mükelleştiregelmektedir.

Kırgızistan kırgınında  icra ediciler kim?

Kırgızistan’ın şu andaki görevlileri haziran kırgınında öldürülen Özbeklerin sayısı en azından on kat az göstermekte, ölen Kırgız sayısını ise kesinlikle söyleyebilmiş değildir çünkü bu rakamlar tamamen Özbeklerin zararını ortaya koyan rakamlardır. Kırgızistanlı görevliler yine:

A) Gerçekleşen olaylarla ilgili olarak Özbeklerin suçlandığı bir ortamda niye yüz binlerin evini barkını terk edip gidenlerin Özbeklar olduğunu;

B) Güney Kırgızistan’ın Kırgızların yoğun olarak yaşadığı bölgelerinde içinde binlerce Kırgız olan kalabalık çeteler oluşturularak bu çeteleri Oş ve Celalabad vilayetlerine Özbekleri öldürmek ve onların evlerini baklarını viraneye çevirmek için seferber edildiğini;

C) Kırgız ve Özbeklerin karışık olarak yaşadığı mahallelerde Özbeklere ait ev ve dükkanların duvarlarına özel işaretler koyulduğunu;

D) Geçici hükümetin asker ve güvenlik güçlerinin Özbek mahallelerine saldıran vahşi Kırgızları silahlandırdığı hatta zırhlı araçlarla takviye ettiğini ve kırgına  doğrudan katıldığını;

E) Kırgızistan’ın güneyinde Özbek ve Kırgız toplumları arasındaki sürtüşmenin korkulacak bir seviye ulaştığını resmi daireler özellikle DMGT başkanlığına hatta 2010 yılının 1 Mayıs ve 19 Mayıs günlerinde malum olmuş olsa da hükümet tarafından kanlı kırgının önünü almak için herhangi bir girişimde bulunulmadığını GİZLEMEKTE.

Kırgızistan hükümeti kırgın ve yıkımı gerçekleştirenlerin Kırgızlar olduğunu her ne kadar gizlemeye çalışsa da ve bunların her nasılsa çok iyi silahlanmış, dışarıdan gelen efsanevi üç küçük gruba yüklüyor olsa da bunun üstesinden gelemeyecek çünkü gerçekleştirilen cinayetler ve yıkımın çapı küçük grupların elinden gelebilecek iş değil.

Böyle yaparak, Kırgızistan’ın güneyinde gerçekleştirilen cinayet ve yıkımların icra edicileri Kırgız halkı ve askeri ve güvenlik güçleridir. Bütün çatışmalarda saldırıya uğrayan taraf elinden geldiğince kendini korumaya çalışır ve bu taraf da saldıran tarafa can kayıpları verdirmekte haklıdır. Öldürülen Kırgızlar, saldırıya uğrayan Özbekler tarafından kendilerini korumak için saldırgan tarafa verdirilen kayıplardır.

Duvara asılan silah etkisi

Etnik anlaşmazlıklar ve duvara asılan silah arasında somut benzerlikler var. Duvara asılan silahın yıllarca asılı halde kalması, fakat onu eline alan adamın karşısındaki insanın silahlanmış olup olmadığını araştırmadan tetiği çekmesi durumunda silahın ateş alması mümkün. Etnik anlaşmazlıkların da yıllar boyunca kendini göstermeden duruşu fakat beklenmedik bir yerde ve beklenmedik bir anda incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerle çok güçlü patlamalara dönüşmesi mümkün.

Buna duvara asılan silah etkisi deniyorve bu etkiden genelde otoriter siyasi sistemlerin özel servisleri düzen ve düzenin önderlerinin menfaatleri doğrultusunda “başarı”yla faydalanıyorlar.

Ben önceki yazımda Andican katliamı esnasında Özbekistan MGT tarafından özel olarak hazırlanan grubun kaçkınlar kampında Güney Kırgızistan’a geçirildiğini, bu grup için belirli bir vazife – belli bir zaman aralığında bu topraklarda durumu çığırından çıkarmaya erişme- verildiği hakkında yazmıştım.

Güney Kırgızistan Andican üzerinden Özbekistan’a tutashligi, orada Özbeklerin çoğunluğu oluşturduğu, Kırgızistan DMGT’nin güçsüzlüğü ve bazı diğer etkenler sebebiyle Özbekistan MGT ve özellikle yerleştirilen grup bu bölgede kolayca, neredeyse hiçbir problem yaşamadan faaliyet yürüttü.

Bazı kaynakların bildirdiğine göre, Özbekistan MGT Özbek toplumuyla da Kırgız toplumuyla da birlikte çalışmış; daha doğrusu bir toplumla yapılan iş diğer toplumdan gizlenerek her iki topluma da aynı şekilde etki edilmiş. Örneğin Özbeklere karşı durumu güçlendirmek için “propagandist”ler Kırgızlar nazarında Özbekleri “sığıntı” olarak gösterme, Özbeklerin ticareti ele geçirip  aldığını, onların israf (düğün-derneklerde vb.) içinde yüzdüğü, zenginliği gösterişin arttığı ve diğer olumsuz yönleri vurgulansa, Özbekler arasında ise Kırgızların bam teline basan meseleler, özellikle Özbek diline devlet dili makamı verilmesi, Güney Kırgızistan’da Özbeklerin özerkliğini sağlamak, Bişkek’teki devle dairelerinde Özbek nüfuzunu arttırma vb. için mücadeleye çağırma gibi faaliyetler yürütüldü.

Gerçi Özbekler kırgızistan’ın güney bölgelernde misafir değil, aslında ev sahibi olsalar da bu Sovyet Cumhuriyetinin yeni yetişen siyasi elitleri M.Gorbaçov’un “yeniden kuruş”una kadar bu yerler “Manas yurdu”, “Kırgızların toprakları” şeklindeki fikirleri Kırgızların anlayışına sindirmeye başlamıştı. Bunun ilk sonucu 1990 yılının Haziranında büyük bir patlamayla kendini gösterdi.

Bundan Özbekler ve Özbeklerin yeni yetişen siyasi elitleri doğru sonuçlar çıkaramadı fakat devlet yönetimine gelen İslam Kerimov ve ona miras kalan Özbekistan SSC DHK (KGB) “doğru” sonuç çıkardılar yani Kırgızistan’da şekillenen Özbek-Kırgız münasebetlerini her zaman matematikçilerin diliyle ifade edildiğinde “bir gönülde” saklamak ve ondan vaktiyle verimli bir şekilde faydalanmanın mümkün olduğunu anladılar.

Çoğunluk “demokrat” diye kabul edilen Askar Akayev döneminde Özbeklere yönelik olarak Kırgızlarda ortaya çıkan “kovma”, “öldürme”, “mal mülkünü yakıp yıkma” düşüncesi sönmedi, belki güçlendi. 2010 yılındaki katliam Kırgızistan’da 2005 yılında ortaya çıkan “renkli inkılap”ta olması mümkündü. Fakat o zaman Kırgızlar İslam Kerimov’un Özbeklerle olan asıl münasebetini bilmiyorlardı ve bu yüzden onlarda korku vardı. Çok geçmeden ortaya çıkan Andican olayları bu korkuya yönelik bütün soruları geçersiz kıldı. Kırgızlar, Özbekler hiçbir şekilde himayeye sahip olmadıklarını çok iyi anladılar.

Böyle yaparak…

20 yıl boyunca rafta duran “Özbek-Kırgız ilişkileri” olarak adlandırılan silah ele alınınca ve tetik çekilince ok yaydan çıktı. Tetiğe uzanan parmaklardan biri İslam Kerimov’un parmağıydı.

Bu elin şekillendirdiği Özbekistan Dışişleri Bakanlığının beyanatında şöyle yazmış:

“Düzenlenen, yönetilen ve provakatif karaktere sahip bu gibi hareketler etnik çatışmaları alevlendirmek, Kırgızistan’ın güneyinde yaşayan azınlık durumundaki milletler için dayanılması güç şartlar oluşturmak amacıyla uzağı gözeterek gerçekleştirilmekte şeklinde anlamak için bütün dayanaklar mevcuttur.”

Bu beyanattan iki noktada toplanan hülasayı görmek mümkün:

(I) İslam Kerimov’un ikiyüzlülüğünü çünkü o Buhara vilayetine  gittiğinde “Oş-Celalabad kırgını etnik anlaşmazlık yüzünden gerçekleşmedi, bu işi her nasılsa ‘üçüncü’ güç ortaya koydu.” Şeklinde açıklama yaptı yani Kırgızistan olayları Özbeklere nispeten soykırım olduğunu inkar etmişti.

(II) Kendinden şüpheleri uzaklaştırmak için HIRSIZ:” Hırsızı yakalayın! İşte şu tarafa kaçtı!” diye herkesten yüksek sesle bağırırmış.

Sonuç

Sümbüle* ayına girmeye iki aydan az bir süre kaldı. “Sümbülede su soğur, gece soğur.” şeklindeki hikmet Orta Asya’da hakikattir. Şimdi Oş ve Celalabad şehrinin ehli – bu en azından 400.000 Özbek- savunmasız kaldı. Gece soğuyuncaya  kadar Kırgızistan hükümetibu insanlara ev bark yapıp veremeyecek değil, YAPIP VERMEYECEK. Bu gerçek! Demek ki önce üç ay soğuk geceler, arkasından üç ay kara kış içinde yine on binlerce, özellikle  küçük çocuklar, yaşlılar ve hasta Özbekler ölüp gidecek. Bunu İslam Kerimov da Geçici hükümet de Kırgızlar da çok iyi anlıyorlar.

Amaç ise tek: ÖZBEKLERİ KIRGIZİSTAN’DAN KOVUP ÇIKARMAK!

* (Güneş takviminde altıncı ay, 22 Ağustos-21 Eylül tarihleri arasını kapsar.)

Türkiye Türkçesine aktaran madali o’g’li

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: